anlamlandırılamayan

Bir zamanlar içinde uyuduğum odam.. Yatağım..Oturuyorum. Uzun zaman sonra neden buraya girmek istediğimi fark ediyorum. Çok uzaklardan keskin bir toprak kokusu alıyorum. Demek ki yağmur epeyce uzakta yağmakta. Uzaklardan, burnuma kadar gelebildiğine göre demek ki betonlaşmanın az olduğu bir yerdeyim. Şanslıyım. Belli belirsiz karşımdaki dağın eteklerinden yükselen Gökkuşağını görüyorum. Haklıymışım! Yağmur Toros'ların eteklerine düşmekte. Ağaçların, ormanların üzerine. Kışı bekler gibi beklenmekte olan ve benim de uzun zamandır hissetmediğim o keskin çocuksu duygu..

Dev binaların arasında birer böcek gibi sıkıştırılan; yaşadığımızı, nefes aldığımızı zannettiğimiz hayatlarımıza ince bir sızıntı yaparak fark ettiriyor kendisini. Aslında olması gerektiği gibi. Sadece biz artık çok ender aile ziyaretlerinde şahit oluyoruz bu tabloya. Bir yanımızın hep buralarda kalma isteğinin nedenini açıklayacak bir gerekçe sunuyor bize. Hafızamızdan silinemeyen unutulmaz tablo!

Herkesin bir tablosu vardır geçmişe dair. Geldiği yere dair. Unutamadığı o keskin duyguların tablosu. Ve onu gittiği her yere götürür, görebileceği bir noktaya asmak ister. Ancak sayıca az olmadıklarından olsa gerek, onları tozlanmaya bırakır çoğunlukla. Ta ki basit bir toprak kokusu duyana kadar.. Onu kaldırır, tozunu şöyle bir alır ve özlemle bakar. Belki bir süre sonra yeniden tozlanmak üzere onu diğerlerinin yanına istifler.

Toprak kokusu burnuma ilk geldiğinde zihnimde canlanan bir replikle bitirmek istiyorum;

Jean Paul Srtre'ın yazdığı Mezarsız Ölüler oyunundaki Lucy karakterinin Canoris'nin sorusuna cevabı hemen aklıma geliyor.

Canoris: Hiç mi bir şey yok şu hayatta gerçekten özlemini duyduğun?

Lucy: Hiç, sadece ölmek istiyorum.

Bir an sonra yağmurun sesini duyar, pencereye koşar, yağmur damlaları avucuna düşer ve burnuna toprak kokusu geldiği anda ağlamaya başlar ve O'nun yaşama isteğini yeniden coşturur. Yaşam isteğini haykırır. Aslında basit bir koku, bizi geçmişe götürür.. Bizi hayata bağlayan küçük, ama işlevsel bir detay olarak hayatlarımızda var olur...


Çok fazla değildir dileğimiz, topraktan gayrı!




#adlandırılamayan #blog #öykü #mertküçülmez #sartre #dergi #yazı #sanat




78 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Onca yolu yalnızca özür dilemek için gelmiş olamazdı insan kılığına bürünmüş iblis. Adımlarını her zaman ölçerek atardı. Zira kendi hayrına olmayan adımlarından hiç bahsetmek istemiyorum bile. Şimdi b

sevgililerimi size bırakıyorum, ben kavuşamadıklarımın peşinden gideceğim

Sana biraz sıkkınlığımdan bahsetmek istiyorum. Bu aslında tam olarak sancılanmak gibi değil.. sadece biraz düşünmek istiyorum. Belki, güneşin kavuran sıcaklığının geçmekte olduğu ve turuncunun yerini