YAŞADIĞINI HİSSEden maymun

Hayatın bir kabus değil, sana sunulan bir armağan olduğunu keşfedince, yaşam daha da anlam kazanıyor. Geçirilen her günü, öylece harcanan bir gün olmaktan çıkartıp, doya doya yaşayabileceğinizi bir hayal etsenize… şimdiden duyar gibiyim havada uçuşan amaları… gelin, şu amaları rafa kaldıralım.

Yaşam, mucizevi dönüşümün bizatihi kendisi. Milyarlarca yıldır içinde yaşadığımız bu güzel gezegen, biz insanlar gelene kadar harika bir denge içerisinde yaşarken; döngü ve evrim bir yandan akarken, doğadaki tüm yaşam birimleri bir arada yaşamlarını sürdürüyormuş. Eminim biz gelmeden önce depresyondan haberdar bile değillerdi. Biz geldik ve yaşam enerjisini önemli ölçüde değiştirdik. Korkularımız, bağımlılıklarımız bencillik ve egolarımız, kaygılarımızla dünyayı tahribata uğratacak enerji birikimine neden olduk. Doğadan koptukça; dinden, aileden, devletten vb. korkar olduk. Korktuğumuz her şeye de korunma ihtiyacıyla da sığındık. Belki de bunları farkında olmadan yaptık. Bazıları farkındaydı ve böyle olması gerektiğine inandıkları için sessiz kaldılar ya da böyle olması için yön verdiler. Olayların başlangıç aşaması ne olursa olsun geldiğimiz noktada; düşünemeyen, anlamlandıramayan, çözüm üretemeyen mutsuz insanlar olduğumuz bir gerçek. Düşünün ki birey olmayı dahi beceremedik. şu an ki gelinen noktada ne değişti ki insanlar yüreğini, vicdanını, erdem ve ahlakını, en önemlisi düşünme yetisini bu denli yitirip; saymış olduğum korkularına daha çok bağımlı hale geldiler.. bağımlılıklarını madde ile taçlandırıp onsuz bir gün geçirmemeye başladılar.. muhtemelen ayıkken düşündükleri fikirlerden ürktüler ya da daha az düşünmelerini isteyen düzen tarafından uyuşturuldular.

Her insan hayatlarında bir kez olsun ölümü düşünmüştür. Hatta bazıları bu duygunun gerçekliliği ile bir türlü baş edememiştir. Ölüm, insanların yenemediği en güçlü duygudur. Çok küçük yaşlarda başlar. Hatta çoğunlukla içgüdüsel olur bu başlayış. Onunla burun buruna gelen herkes, eminim bir şans daha ister. Literatürde pınara benzetilen yaşam, coşkun ırmaklar gibidir. En az ölüm kadar güçlü bir enerjisi vardır. Fakat hangisinin daha güçlü olduğunu bilemeyiz. Ancak şunu biliriz ki her ölüm yeni bir yaşam doğurmakta. Yaşamı anlamak için neden ikinci şans ya da işaret bekleriz ki? Kaybedilen her günü hoyratça harcamak neden? Belki de bir türlü kendi tercih ettiğimiz hayatı yaşayamamaktandır. Dilediğin kadar kariyer, servet, aile yaşantısı oluştursan da asıl sorulması gereken soru şu; ben kimim? Ne istiyorum? Her birimiz kendimize has bir enerji ile dünyaya geldik, içimizde taşıdığımız yoğun duygularımız var. İfademiz var. Humorumuz var. Hiçbirimiz Robot değiliz. Onaylanmama korkusu ile bütün duygularımızı içimizde sıkıştıramayız. Fark ettiyseniz yine korku dedim. Korkular.. kendinizi gerçekleştirmenin bedeli, halkaların dışında kalmak olsaydı ne yapardınız? Elbette şimdi yaptığınız gibi var olan cehennemi olası cennete tercih ederdiniz değil mi? Peki sonra bir kurtarıcı beklemek neden? O kitleye, o halkanın içerisine ait değilsin ki.. bir araya gelip ancak karanlık enerji ve dedikodu üretiyorsun ve karanlık enerji sadece mutsuzluk verir. Buna rağmen sırf korkularının üzerine gidemediğin için neden kendini o zincirle hapsedip, her gününe lanet ederek geçiriyorsun? Yine birey olamamanın hazin cezasını mı çekiyoruz acaba..

Yaşama karşı daha cesur olmalıyız, tıpkı bir hayvanın yaptığı gibi. Hiçbir öğretisi yok, sadece yapmak istiyor ve yapıyor. Tamamen içgüdüsel. Yaramazlıkları da öyle. cezalandırılmaktan korkarak davranışlarını şekillendirmiyorlar. Çünkü onlar yaşamdan zevk alıyorlar. Ve biz insanlar, belki de kendi yaşam mutsuzluklarımızın bedelini onlara ödetiyoruz. Çünkü bize kendi esaretimizi hatırlatıyorlar. Yapmak isteyip yapamadıklarımızı, korkularımızı.. bu yüzden ancak ölümle burun buruna geldiğimizde; hayatımız kareler halinde akarken gözümüzün önünden, ikinci bir şans için yalvarıyoruz ve farkındalığa doğuş başlıyor. Keşke tüm kimliklerden, unvanlardan sıyrılıp kim olduğumuzu ve ne istediğimizi çok daha önce keşfedip yaşadığımız, nefes alabildiğimiz her an’a bolca şükretsek. Yani sana sunulan armağanlara teşekkürünü sunmak. Nefes alabilme, bedenini kullanabilme özgürlüğüne karşı bir teşekkür..

Bütün kabuslarından uyanıp, yaşamdan zevk alma farkındalığına erişmeniz dileğiyle…

Mert küçülmez


12 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Onca yolu yalnızca özür dilemek için gelmiş olamazdı insan kılığına bürünmüş iblis. Adımlarını her zaman ölçerek atardı. Zira kendi hayrına olmayan adımlarından hiç bahsetmek istemiyorum bile. Şimdi b

sevgililerimi size bırakıyorum, ben kavuşamadıklarımın peşinden gideceğim

Sana biraz sıkkınlığımdan bahsetmek istiyorum. Bu aslında tam olarak sancılanmak gibi değil.. sadece biraz düşünmek istiyorum. Belki, güneşin kavuran sıcaklığının geçmekte olduğu ve turuncunun yerini